Biraz yürüyerek
durağa vardı. Baya kalabalıktı. Galiba otobüsler geç kalmıştı. O yüzden
bekleyenler çoktu. 10 dakika sonra otobüsler gelmeye başladı. Ama beklediği numara
hala yoktu. 20 dakika sonra o da geldi. Binip bir yer bulup oturdu. Biraz sonra
uykuya daldı.
***
- Nuri, neredesin?
- Balkondayım. Ne oldu?
- Çabuk gel. Görmüyor musun, atıyorlar?
- Ben bakmak istiyorum.
Balkondan gözüken ormanlık var. Biraz uzak. Ama çok da değil. Ağaçlar gözüküyor. Ermeniler
taraftan atılan 'grad'lar bir-bir ormana düşüyor. Duman çıkıyor. Sonra yangın.
Bir çocuk için film gibi yani. Ama ya biraz onlara taraf gelirse, çok da
heyecanlı olmayacak tabii ki.
Babası balkona çıkıp, çocuklara hemen aşağıya bodruma inmelerini söylüyor. 5
katlı apartmanın 5. katından hızlıca aşağıya doğru koşuyorlar. Baba evde kimsenin
kalmadığından emin olunca kendisi de iniyor. Kadın ve çocuklar bodruma giriyor.
Erkekler dışarıda toplanıyorlar. Yapılacakları konuşuyorlar.
Akşamdır. Hala ara ara atış sesleri geliyor. Bir kamyon geliyor. Bazı kadın ve
çocukları bindiriyorlar. Şehre yakın
köye götürmek için hazırlanıyorlar. Nuri’yi ve annesini de almak istiyorlar.
Ama onlar binmiyor. Babası yoktur çünkü. Demin buralarda idi. Ama kalabalıkta
bulamıyorlar. O gelmeden bir yere gidemeyeceklerini söylüyor annesi. Ve bodruma geri
dönüyorlar birkaç aileyle birlikte.
Nuri çok kızgındı. İnsanlar neden kaçıyorlar ki? Her günkü savaş değil miydi? Biraz
sonra zaten bitecekti. Sonra bodrumunu kapısı açılıyor. Gelen babasıydı.
Sevincinden ona koşuyor. Kendisini cesur gibi gösterse de ondan dolayı çok
endişelenmişti. Babası dedelerine gidip gelmişti. Onlardan haber almak için. Onların da durumu iyiymiş.
Gece bodrumda bekledikten sonra sabah yeniden eve dönüyorlar. Bazı yerleri
bombalamışlar. Ama onların evleri şehrin diğer başında olduğu için onlara
yakın bomba düşmemiş. Odasına girip biraz uyudu.
***
Bir nehrin yanındaydı. Yanında tanımadığı insanlar vardı. Hepsi gülümsüyordu.
Bir köprü vardı. Dağıtılmıştı. Nehrin diğer tarafında da insanlar vardı. Onlara
el salladı. Onlar da ellerindeki bayrakları salladılar. Kendi bayraklarıyla
aynıydı. Onlar da bizden diye düşündü. Bağırdı.
- Neden ordasınız? Buraya gelin.
- Köprüye dün bomba düştü. Geçemiyoruz.
- O zaman ben geleceğim.
- Hayır! Düşüp boğulursun.
- Ben boğulmam. Henüz değil.. – kısık sesle dedi.
Köprünün ortasına geldiğinde büyük bir dalganın geldiğini gördü. Aşağı eğildi.
Dalga geçtikten sonra ayağa kalktı. Islanmıştı. Baktı köprü sağlam. Diğer tarafa
koştu. İnsanlar kaybolmuştu. Bağırdı. Kimse cevap vermedi. İleride bir bahçe
vardı. İlerledi. İçeri girdi. Elma ağaçları vardı. Acıkmıştı. Bir tanesini kopardı
yedi. Sonra yeniden köprünün başındaydı. Ve kalabalıklar vardı. Herkes
mutluydu. Nehrin her iki tarafında birbirilerini tebrik ediyorlardı.
- Burası neresi?
- Hudaferin köprüsü. - kalabalıktan yaşlı birisi yanıtladı.
- Düşmandan geri aldık. - genç olan sevinçle bağırdı.
***
Rüyadan uyandı. Farklı bir odadaydı. Dışarıya çıktı. Farklı bir şehirdeydi
sanki. Başkente benziyordu. Ne zaman geldi ki buraya?
- Neler oluyor burada?
- Uyandın mı? – abisi sordu.
- Evimizde uyudum, burada uyandım.
- Nasıl yani? Anlamadım.
- Neyse..
Koltukta oturdu. Gözlerini kapattı.
***
Bir sese uyandı. Herkes bağırıyordu. Baktı. Otobüs bir şeye çarpmış durmuş
galiba. İnsanlar hızlıca dışarıya çıktılar. O da öne geldi. Bir bisikletçiye
çarpmış.
- Ambulans çağırın! Ambulans! – kalabalıktan birkaç kişi bağırıyordu.
*
18 Ekim 2020 Pazar
Bitmeyen Rüya
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Değerli Yorumlarınızı Bekleriz.