18 Ekim 2020 Pazar

Bitmeyen Rüya

Biraz yürüyerek durağa vardı. Baya kalabalıktı. Galiba otobüsler geç kalmıştı. O yüzden bekleyenler çoktu. 10 dakika sonra otobüsler gelmeye başladı. Ama beklediği numara hala yoktu. 20 dakika sonra o da geldi. Binip bir yer bulup oturdu. Biraz sonra uykuya daldı.

***

- Nuri, neredesin?

- Balkondayım. Ne oldu?

- Çabuk gel. Görmüyor musun, atıyorlar?

- Ben bakmak istiyorum.

Balkondan gözüken ormanlık var. Biraz uzak. Ama çok da değil. Ağaçlar gözüküyor. Ermeniler taraftan atılan 'grad'lar bir-bir ormana düşüyor. Duman çıkıyor. Sonra yangın. Bir çocuk için film gibi yani. Ama ya biraz onlara taraf gelirse, çok da heyecanlı olmayacak tabii ki.

Babası balkona çıkıp, çocuklara hemen aşağıya bodruma inmelerini söylüyor. 5 katlı apartmanın 5. katından hızlıca aşağıya doğru koşuyorlar. Baba evde kimsenin kalmadığından emin olunca kendisi de iniyor. Kadın ve çocuklar bodruma giriyor. Erkekler dışarıda toplanıyorlar. Yapılacakları konuşuyorlar.

Akşamdır. Hala ara ara atış sesleri geliyor. Bir kamyon geliyor. Bazı kadın ve çocukları bindiriyorlar.  Şehre yakın köye götürmek için hazırlanıyorlar. Nuri’yi ve annesini de almak istiyorlar. Ama onlar binmiyor. Babası yoktur çünkü. Demin buralarda idi. Ama kalabalıkta bulamıyorlar. O gelmeden bir yere gidemeyeceklerini söylüyor annesi. Ve bodruma geri dönüyorlar birkaç aileyle birlikte.

Nuri çok kızgındı. İnsanlar neden kaçıyorlar ki? Her günkü savaş değil miydi? Biraz sonra zaten bitecekti. Sonra bodrumunu kapısı açılıyor. Gelen babasıydı. Sevincinden ona koşuyor. Kendisini cesur gibi gösterse de ondan dolayı çok endişelenmişti. Babası dedelerine gidip gelmişti. Onlardan haber almak için. Onların da durumu iyiymiş.

Gece bodrumda bekledikten sonra sabah yeniden eve dönüyorlar. Bazı yerleri bombalamışlar. Ama onların evleri şehrin diğer başında olduğu için onlara yakın bomba düşmemiş. Odasına girip biraz uyudu.


***


Bir nehrin yanındaydı. Yanında tanımadığı insanlar vardı. Hepsi gülümsüyordu. Bir köprü vardı. Dağıtılmıştı. Nehrin diğer tarafında da insanlar vardı. Onlara el salladı. Onlar da ellerindeki bayrakları salladılar. Kendi bayraklarıyla aynıydı. Onlar da bizden diye düşündü. Bağırdı.

- Neden ordasınız? Buraya gelin.

- Köprüye dün bomba düştü. Geçemiyoruz.

- O zaman ben geleceğim.

- Hayır! Düşüp boğulursun.

- Ben boğulmam. Henüz değil.. – kısık sesle dedi.

Köprünün ortasına geldiğinde büyük bir dalganın geldiğini gördü. Aşağı eğildi. Dalga geçtikten sonra ayağa kalktı. Islanmıştı. Baktı köprü sağlam. Diğer tarafa koştu. İnsanlar kaybolmuştu. Bağırdı. Kimse cevap vermedi. İleride bir bahçe vardı. İlerledi. İçeri girdi. Elma ağaçları vardı. Acıkmıştı. Bir tanesini kopardı yedi. Sonra yeniden köprünün başındaydı. Ve kalabalıklar vardı. Herkes mutluydu. Nehrin her iki tarafında birbirilerini tebrik ediyorlardı.

- Burası neresi?

- Hudaferin köprüsü. - kalabalıktan yaşlı birisi yanıtladı.

- Düşmandan geri aldık. - genç olan sevinçle bağırdı.


***

Rüyadan uyandı. Farklı bir odadaydı. Dışarıya çıktı. Farklı bir şehirdeydi sanki. Başkente benziyordu. Ne zaman geldi ki buraya?

- Neler oluyor burada?

- Uyandın mı? – abisi sordu.

- Evimizde uyudum, burada uyandım.

- Nasıl yani? Anlamadım.

- Neyse..

Koltukta oturdu. Gözlerini kapattı.

***

Bir sese uyandı. Herkes bağırıyordu. Baktı. Otobüs bir şeye çarpmış durmuş galiba. İnsanlar hızlıca dışarıya çıktılar. O da öne geldi. Bir bisikletçiye çarpmış.

- Ambulans çağırın! Ambulans! – kalabalıktan birkaç kişi bağırıyordu.










*



 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Değerli Yorumlarınızı Bekleriz.